15 Ağustos 2011 Pazartesi

ice cream makes u happy :)


yes, it does!
my very best of all: Rome Piazza Navona



my very best in hamburg: Giovanni in hauftbahnhof
favorite in Istanbul- cremeria di milano Taksim 

my very favourite Istanbul- Girandola Ortakoy

9 Ağustos 2011 Salı

Prag Caz Bot / Jazz Boat Prague

Elbe nehrinin üzerinde, Prag’in hem gündüzünü, hem güneşin batışını, hem ışıl ışıl gecesini canlı caz quartet eşliğinde izlemek; bu yüzen restoranda ne yesek güzeldir herhalde. Bilemiyorum çünkü ben çok tok olduğum (bkz. sonraki post Prag Balkan restoranı)  için dondurma yedim sadece.. Ama yan masalarda yenenler fena görünmüyordu…

Prag’ta gezdiğim, yediğimi ayrıca anlatacağım ama en çok son akşam bindiğim caz botu sevdiğimden oradan başlamak istedim. Lojistik bilgileri hemen vereyim, caz bota Cechuv Köprüsü’nün altından biniliyor (Charles Köprüsünün kuzeyinde, eski şehir tarafında kalıyor). Program 8.30’da başlıyor, son anda terasta oturmak koşuluyla kapıdan indirimli bilet bulmak mümkün (öğrenci 30, tam 50 TL civarı). Tedbirli giyinmekte fayda var, verilen battaniye yetmeyebiliyor.  Aylık programlara buradan bakılabilir.   Dediğim gibi yemekler yenilebilir görünüyordu ve fiyatlar makuldü.
Ben tesadüf klasik caz parçalarının çalındığı bir güne denk geldim. Kararan gökyüzü, şehrin ışıkları, nehir ve kulağımda Davis’ler, Fitzgerald’lar, Sinatra’lar, yanımda sevdiceğim…

Not: Bir de sağda, soldan kim geçerse, kıyıda kim varsa çoşkuyla el salladık, Prag’da adet buymuş, anladım.

Charles Bridge by sunset with some Czech beer
Charles Bridge by night

the quartet



Jazz Boat is a restaurant/ jazz club on which one can see Prague on daylight as well as with city lights, in between watch the sunset. I assume that food would be delightful. I can only assume that because I did not taste the food, I was already full (see the coming post on Balkan restoran in Prague). The food on tables next to us seemed ok though…

I will summarize in another post what I have seen and ate in Prague. I start with Jazz Boat because it was my favorite of the whole trip. Logistics are as the following: The pick up location is Cechuv Bridge (North of Charles Bridge on the side of the old town). The concert starts at 8.30. It is possible to buy last minute tickets for the terrace at reduced rates (around 15 Euros for students / 25 Euros for adults). Make sure you have warm clothes with you, blankets may not be enough. The monthly program is available here. As I said food looked edible and prices were reasonable.

By chance, I was there on Friday, the day for jazz classics. I really enjoyed the sky getting dark, the city lights, the river, the classics such as Miles Davis, Armstrong, Fitzgerald, Sinatra in my ears with my beloved one right next to me...

P.S: Do not miss those passing by or standing at the riverside and enthousiastically waving to you. I believe it is a tradition.  

4 Şubat 2011 Cuma

Batangas'ta Haftasonu- Weekend in Batangas

Tropik memleketlere gidip denize girmeden olmaz tabii. Ben de Manila’da geçirdiğim kısa zaman içerisinde plaja gitme fırsatı bulduğum için çok mutluyum. Batangas bölgesi Manila’dan 2-3 saat uzaklıkta (trafik olmadığını düşünürsek). Biz orada Laiya plajında Coco Group tatil köyünün ağaç evlerinde kaldık. Evet, gerçek ağaç evler!!
Beyaz kum, mavi dalgasız bir deniz, tropik meyveler, insan daha ne ister? Deniz suyu o kadar sıcaktı ki, ilk gün, net 5 saat suyun içinde kalmış olabilirim.Aksama doğru sular çekiliyor ve sabah erken saatlerde iyice çekilmiş oluyor. O saatler yüzmek için uygun olmasa da, plajda yürüyüş yaparak gün batımının tadını çıkarmak mümkün. Bizim kaldığımız tatil köyünün yürüyerek 15 dakika uzağında “beyaz plaj” denilen daha geniş ve turistik bir plaj vardı. Orada küçük bir tekne, kano vs. kiralamak mümkün… Ayrıca, isterseniz ücretsiz olarak gerideki ağaçlardan deniz kenarına kadar, ip üzerinde Tarzan atlayışı yapabiliyorsunuz (evet, ben yaptım tabii)
Bir de, hayatımda ilk defa mercan kayalıkları arasında şnorkelle daldım. Dalış yapmayarak ne kadar büyük bir zenginlikten ve keyiften mahrum ediyoruz kendimizi, yarım saat mercan kayalıklarında yüzdüm ve bu sonuca vardım. Yine de, korkularımı yenip, vakit bulup su altına merak salar mıyım bilemiyorum.
Bizim kaldığımız yerin yemekleri fena değildi, dönüşte Rose and Grace diye bir restoranda öğle yemeği yedik, çok nefisti. Orada yediklerimi, satın aldıklarımı ve yol üzerinden aldığımz hindistan cevizli tatlıyı ayrıca yazacağım. 




odamın manzarası, view from my room

ağacın gövdesi / big trunk in the middle of the house


It is almost mandatory to go seaside once you are in tropical lands. I am really happy that I had the chance to go to the beach and swim during the time I was in Manila. Batangas region is few hours drive from Manila Metropole. There, we went to Laiya beach and stayed in tree houses belonging to Coco Group resort. Yes, genuine tree houses, right next to the shore.
White sand, a calm blue water, tropical fruits, what more can I ask? The water was so warm that I may have spent nearly 5 hours in the water.  Later during the day, it is less pleasant to swim at the shore because of the low tide but it was very nice to have a walk at the beach and enjoy the sunset. There is a more touristic “white beach” 15 minutes walk from where we stayed and there it is possible to rent a boat to take you to coral riffles. It is also possible to make a Tarzan-like long jump with ropes coming from trees back there towards the shore, and this was for free.(sure, I tried and enjoyed it).
For the first time in my life, I did snorkeling in coral riffles. I was so amazed with what I saw and thought of how much beauty and richness I miss by not diving. I wish I could have the courage and time to take diving lessons at some point.
The food offered in the resort was nice. On the way back, we stopped in a restaurant called “Rose and Grace” for lunch and it was special. I’ll write in detail about what I ate, shopped there, and also about the coconut desert we had on the way back.   
Tarzancılık pardon Janecilik oynarken / playing Tarzan, I mean, Jane




sular çekilince / low tide

sular çekilince/ low tide

şeker satan adam / candy guy
lansones, ince kabuklu eksi mandalina gibi yenen bir meyve/ lansones a sour tropical fruit

atis: bunun içinden beyaz krema gibi emilen bir şey çıkıyor, sonra küçük siyah çekirdekler atılıyor / Atis another tropical fruit with white cream-like substance around tiny black seeds

11 Aralık 2010 Cumartesi

Fas izlenimleri ve Restaurant Dinarjat Rabat - Impressions from Morocco and Dinarjat Restaurant in Rabat

Daha önceki postta, Fas'tan çok etkilendiğimden ve izlenimlerimi yazacağımdan bahsetmiştim. Bu kadar az gezebilmeme, yemekleri sevmeme rağmen Fas’ı neden bu kadar sevdim anlatayım. Çünkü Fas, tıpkı İstanbul gibi, Beyrut gibi bir geçiş coğrafyası. Zaman dilimleri ve kültürler arasında yolculuk edebileceğiniz bir yer. Bir yandan Arap, Müslüman diğer yandan Berber, Endülüs, Fransız; bir yanı Akdeniz, diğer yanı Atlantik, çöl, Afrika… İşte bu yüzden ben Fas’a geri gitmek; Marakeş, Fas her yeri gezip, güneye inip dağ, çöl ne varsa keşfetmek, yemeklere bayılmasam da sevdiğimi bulana kadar her şeyin tadına bakmak istiyorum.
Gitmeden önce en büyük korkum dildi, yıllardır Fransızca tek kelime etmemiştim ve Rabat'a baştan aşağı Fransızca bir konferansta sunum yapmaya gidiyordum ve konuyu çok iyi bilmeme rağmen hazırlanacak fazla vaktim olmamıştı. Önce sevgili arkadaşım Ş.'nin yardımıyla yazdığım parçalı bulutlu, yarı Fransızca, yarı İngilizce metin kendine geldi. Uçak yolculuğu sırasında da, bana ilham gelmiş olacak ki, metini birkaç kere gözden geçirip gerekli düzeltmeleri yaptım, biraz sakinleştim. Trenle Casablanca'dan Rabat'a ulaşım çok rahat. Gardan otele gelirken beni hem olması gerekenin iki katı para isteyerek kazıklayan, hem de paramın üstünü vermeyi reddeden taksi şoförü dışında her şey mükemmeldi. Organizasyon çok düzgün, insanlar çok kibar, sunum iyi geçti, beynim Fransızca konuşmaya alıştı, kısaca her şey harikaydı.
Bu yazının konusu Dinarjar isimli restorana varmadan, kendi çapımda küçük bir macera yaşadım, onu paylaşmak isterim. Konferansın son günü: akşam, karanlık, tek başınayım demeden Rabat eski şehre koştum. Hedefim eski şehirde biraz dolandıktan sonra haritadan yerini işaretlediğim Dinarjat restorana gidip, grupla beraber yemeğe katılmak. Hızlı olsun diye otele dönerken yürümek yerine otobüse binmeye çalıştığım için bir fasıl kaybolmuştum zaten. Tekrar kaybolmayayım diye yine yürüme mesafesinde olan şehre taksiyle gitmeye karar verdim. Anladım ki, Rabat'ta taksiler dolmuş usulü çalışıyor. Her el edene durup benzer yöne giden yolcuları topluyorlar, sonunda ilk binen taksimetrede ne yazıyorsa onu ödüyor, diğerlerinin ücreti ise ondan biraz az olacak şekilde ayarlanıyor. Bir yandan, taksi çok ucuz 15 dakikalık yola, 1,5 Avro ödedim. Böyle indi bindili bir taksi yolculuğundan sonra "rue des consules" denilen derici, çantacı halıcıların olduğu sokağa ulaştım. Amacım cebimde kalan dirhemleri yalnızca ertesi günün taksi parası kalacak şekilde harcayıp bitirmek. Rue de Consules bizim Eminönü'nün arka sokaklarını andıran dar, dükkânların ışığı olmadan karanlık, uzun bir yol. Ben oraya gittiğimde dükkânlar kapanıyordu, çöpler dışarı atılmaya, mahallenin çocukları sokaklarda top oynamaya falan başlamıştı ve değil tek turist, etraftaki tek müşteri bendim. Neyse olmadı biraz gezip, yol üzerindeki bir restoranda oturup bir şeyleri içerim diye planladım. Ama alışveriş sonrası restoranı bulamayıp tekrar kaybolduğum için buna gerek kalmadı. Burada fazla bakınma seçme fırsatım olmadığından birkaç parça hediyelik eşya ile yetindim. Bir de özelliksiz ve çalışmadığını fark ettiğim bir nargileye para vermiş bulundum.
İkinci kayboluşumda yanımda genç arkadaşım Muhammed de olduğundan çok şanslıydım ve pek korkmadım. Alışveriş yaptığım dükkânda çalışan Murad, önce sakın kimseyle konuşma dümdüz yürü git dedi. Ben bir şey olmaz diyerek oralı olmadım ama beni yalnız göndermek içine sinmediği için dükkânın çırağı 15 yaşlarındaki Muhammed'i yanıma taktı. Muhammed beni önce Casbah Oudayas denilen sur içindeki bembeyaz mahalleye götürdük. Burası eskiden korsanların yaşadığı, nehre tepeden bakan bir yer. Nehrin diğer tarafında küçük ve şirin olduğu söylenen Sale şehri var. Biz kapkaranlık yerlerden geçtikten sonra, Casbah sokaklarında bir tur attık, fotoğraf çektik. Restoranın oranın arkasında olduğunu düşündüğümüzden biraz kaybolduk. Neyse ki, sonra ise ana yola geri dönüp, bir otele sorup Dinarjar’a giden sokağı bulabildim ve Muhammed’e teşekkür edip, onunla vedalaştım. 
Rue de Consules Murad ve Muhamme'in çalıştığı dükkan

Casbah

Dinarjar eski şehrin daracık sokaklarının arasında bir yerde, istesem de tam yerini tarif edemem. Zaten sokağın başında restoranın amblemi ile beraber, bir rehber bekliyor ve restorana gidenlere eşlik ediyor. Sağ, sol, tekrar sol vs. derken büyük tahta bir kapı önünde buluyorsunuz kendinizi. Rehber kapıyı tıklatıyor, Dinarjat o kapının ardında. Eski konağın avlusunda yemek yediğinizi düşünün, tavan penceresi açık. Ortam etkileyici, antre ve ana yemekler ise idare ederdi. Fas yemeklerini bir türlü sevemedim zaten. Yemekten sonra ise bizim güllacı andıran üstü kızarmış ve badem parçalı nefis bir tatlı geldi (-pastilla au lait et aux amandes-). Servis geleneksel kıyafetler içindeki siyah kadın ve erkekler tarafından yapılıyor. Siyah köle, beyaz sahip ikilemi rahatsız olsa da, içimden ne gereksiz diye geçirsem de, o insanlar herhangi bir restorandan çalışan garsondan farklı değiller. Bunu düşünerek kendimi rahatlattım, çekinerek izin isteyip fotoğraflarını çektim.
Dinarjat oldukça turistik, otantik mi otantik keyifli bir mekan. Maalesef tatlı dışında tavsiye edebileceğim, bayıldığın bir yemek yoktu. Hatta midemin bozulmasından korktuğum için her şeyden çok az yedim. Kuru kayısılı, incirli, zeytinli tavuk fena değildi sanki… Fiyatları bilmiyorum ama ucuz olmadığını tahmin edebiliyorum. Bütün bir akşam geçirmek için, otantik, rahat, temiz bir Fas restoranı arayanların dikkatine!



This post is long and I will do my best to cut the English version short enough. I am so very much impressed by Morocco. Although I was there for a conference and stayed there rather short and did not really visit much. I think this is because Morocco is a crossroad just like cities like İstanbul and Beirut are. You have Islam, Arab, Berber, French, African, Mediterranean and Atlantic all at once. This is why I am looking forward to go back to Morocco and discover every bit of it.
I attempted to take a short talk in the old city, by night, all alone. Luckily, I befriended the shopkeeper Murad working in Rue des Consules and his novice Muhammed who took me to Casbah des Oudaya and kept my company on the way to the restaurant Dinarjat where the whole group was invited by the organizers. After a little bit of adventure by getting lost, I made it to the restaurant. In fact, Dinarjat is situated somewhere in the narrowest streets of the town. On the main street to the restaurant, there is guide taking you to there. It is an old, Andalusian big house where the courtyard with open ceiling (it closes down in bad weather) is turned into a diner with special room around.
The food was, as expected, not my favourite. It was not too bad either. I really enjoyed the almond desert  -Pastilla au lait et aux amandes-. The waiters and waitresses are black women and men dresses in traditional clothes. Although I was uncomfortable with this master/slave metaphor which was futile in my mind, I tried to remind myself that they were on wage labor like any other person waiting tables in other restaurants.
All in all, the atmosphere was impressive, the place authentic, chic and neat. The prices seemed a bit more than the rest of the town but Dinarjat seems like a good choice to spend an enjoyable night out in Rabat.    
waiters/ servis elemanları

başlangıçlar/ starters

anayemekler / main dishes

bu tabaklardan istiyorum / I want those colorful plates


tatlı çok leezetliydi /desert, simply delicious
evet, tuvaleti de çektim/ yes, the restrooms


2 Aralık 2010 Perşembe

Ankara ve Laterna: Keyifli, temiz ve leziz

Kimilerine göre sıkıcı, kimilerine göre sıradan memur kenti. Ben izlenimim ise, Ankara hem büyük şehrin nimetlerinden faydalanıp, hem de sakin bir hayat sürdürülebilecek bir yer. Son yıllarda Ankara’ya hep resmi işler için kısacık ziyaretler yaptım; konferans, sınav, mülakat…
Son seferde ise çok sevdiğim eski bir dost beni Laterna’ya götürdü. Şipşirin, çok zevkli, canlı müzikli ama yine de sakin kalmayı başaran bir yer. Yunanlıların taverna dedikleri yerlerden… Uzun, derin, neşeli muhabbetler için ideal!
Menü ve ortam Ankara ile fikirlerimi doğrulattı: Şehrin ortasında Akdeniz’den bir köşe bulmak mümkün, Akdeniz’in tadı, tuzu, sohbeti, müziği Laterna’da J

Biz roka salatası, meze olarak humus, deniz börülcesi ve fener balığı söyledik. Ortamın sıcaklığından, sohbetin koyuluğundan sanırsam, ben bir ufak birayla, G. suyla (evet H2O) çakır keyif olmayı başardık.

Fiyatlar da makul, lezzetler ortalama üzeri. Ben hem çok güzel vakit geçirdiğimden, hem Akdeniz mutfağından olan zaafımdan, hem de samimi ortamından ötürü Laterna’yı çok sevdim.

Ankara and Laterna: Cosy, neat and delicious

 
For some, Ankara is a boring and ordinary town of civil servants. My impression has always been that it is a place where one can enjoy the benefits of the big city and pursue a non-chaotic life style. Lately, I kept paying short visits to Ankara usually for work related purposes: conferences, interviews, exams…
During my last visit, a beloved old friend took me to Laterna, a Greek tavern. It is the cutest place with elegant decoration, live music at the corner yet, calm enough to engage in deep conversations.
The menu and the ambiance confirmed my feeling about Ankara. It is possible to find a Mediterranean corner in the centre of the city. Laterna has the genuine Mediterranean corner in Ankara with Mediterranean touch in taste, soul, music and joy.

We ordered rocket salad, humus and a sort of pickle weed [börülce], the angler stew as main dish. The ambiance was so cosy and our chatting was so deep that we both felt tipsy, I after a small beer and G. with tap water simply. 
The prices were ok and the taste above average. I really loved Laterna not only because I had good time there or I deeply enjoy Mediterranean food in general about all of them, plus the cosy ambiance felt so great.